Araya girerim - Sarah Chang
Aslında çok da kültür mantarı olmadığımı(zı) bilenler bilir zaten. Ve fakat geçenlerde tamamen tesadüf eseri bir şekilde ününü duymuş olduğum (Hatta sadece tipini bilmiş olduğum sanırım, görsel dünya işte..) Sarah Chang 'ın İzmir'e geldiğini, hatta gelmesinin sebebinin Türkiye'de bir ilk olduğu söylenen İzmir Filarmoni Orkestrasının ilk konserine destek olduğunu öğrenince baya bir heyecanlandık. Gitmek istedik ve öğrencilikten kalma bir heyecanla davetiye arayışlarına girdik çünkü öğrendik ki biz konserden haberdar olduğumuzda meğer biletler bitmişmişmişmişti... Ablam! Ve son anda bir arkadaşımız vasıtasıyla bulabildik.. Sağolasın Kültür Ateşemiz Özra ;)Velhasıl gerçekten bu akşam, (13 Haziran 2008) yaşadığımız konser tecrübesi en azından benim adıma gayet etkileyici ve güzeldi. Performanstan anladığım kadarıyla bahsetmeden önce birkaç eğlenceli detay vereyim isterim. Konser için gittiğimizde elimizde olan davetiyeler ile neredeyse ortamdaki en zibidiler olarak şık gibi-değil gibi kalabalığın içinde yerimizi aldık. Alelacele yediğimiz yemeklerin boğazımıza dizilmişliğin verdiği tıkıntıyla, konsere daha zaman olduğunu öğrenince birazcık daha canımız sıkıldı. Bir de tabi akşamüstü olmasına rağmen güzel bir sıcak hava bizi bekliyordu aman da ne kadar hoştu. Giderek artan bir kalabalık içinde bekledikten sonra içeriye girmemizle beraber bizim davetiyemizle ilgili bir sıkıntı olduğunu, bir şekilde onayladığımız isimlerimizin listelerde olmadığını ve beklemek izorunda olduğumuzu farkettik. bu sancılı süreçte acaba nasıl bir çakallık yapabiliriz diye düşünür ayakta tırım tırım dolanırken, ışıklar yavaştan kapanmaya başladı. Paniğin giderek artmasını müteakip adamın birinin "Konser başlıyor bulduğunuz yere oturun" düsturunu takiben en önde (ağır protokol yani, 3 yanımızda Hıncal Uluç, yanımızda da pahalı ayakkabılı kokoş sayılabilecek bayanlar oturuyordu, onore ve dolore oldum) bulduğumuz 2 koltuğa oturur oturmaz gayet stresli (biri "kalk la!" diyecek diye) ama mutlu (kadının ağzındayız diye) bir sürece daha merhaba demiş olduk. Velhasıl küçük bir konuşmayla konser başladı. Kadını şans eseri konserden önce de salona gelirken görmüştüm ve de gayet minimini bir uzakdoğulu olduğunu ve hatta fotoğraflarının birazcık (mı?) photoshop'lı olduğunu farketmiştim. Sahnede üzerindeki hayvan fazla taşlı sahne kıyafeti ve altına bulunan muhtemel topuklularla az daha değişik görünüyordu ama eninde sonunda uzak doğulu değil miydi, makyaj yapıldığı için sadece 2 kalın çizgi görebiliyorduk.
Üstüne üstlük konser'in hem en sevdiğim, dolayısıyla en çok bildiğim, yani en hazırlıklı olduğum yerden, Vivaldi'den çıkmış olması da âlâ oldu tabi ki. Zevkle dinlemeye başladık. Biz dinledikçe o çaldı o çaldıkça ben kaydım. Çaldıkça kocaman oldu kadın, gerçekten nefis bir tecrübe oldu benim için. Kendini sonlara doğru daha iyi kaptırmasından mıdır, salonda giderek daha da dayanılmaz olmaya başlayan sıcaktan etkilenmemeyi başarabilmesinden midir nedendir bilmem, giderek de daha etkili çalmaya başladı biz de durmadan alkışladık. (Gerçi bir ara arkada birileri bağırıştı sanırım ama protokole gelmedi detayları şekerim, orası bana uzak) 4 Mevsim'i takiben Zigunerweisen (Çingene Havaları) ile ilk ara'yı bitirdik
Bu güzel tecrübeyi bıçak gibi yaran bir anı da arada oldu... Sıcaktan bunalmış bir şekilde hava almak-su içmek gibi en temel ihtiyaçlarımızı karşılamak üzere Elhamra'dan dışarı kendimizi atınca birsürü insan arasında birbirine sarılmış bir çift gördük. Enteresan olan, kızın sevgiyle oğlana sarılmış olmasını ve onu görmüyor olmasını fırsat bilen oğlanın bir excavator edasıyla burnunu oyuyor olmasıydı. Bizi tiksinti ve rahatsızlıklara gark eden bu gizli samimiyet, daha sonra herkese afişe edilmek üzere kafalara kazındı.
Esas fark 2. yarı'da ortaya çıktı. Birinci yarıda ona tüm performans boyunca İbrahim Yazıcı şefliğinde eşlik eden İzmir Filarmoni Orkestrası artık tek başınaydı ve Beethoven'ın 5. Senfonisinden girizleyerek başladılar. Onlar da gayet başarılılardı fakat Chang'ın katmış olduğu dinamizm ve heyecan'ın yokolması ile olsa gerek ben direk CD'den dinliyormuş hissiyatına kendimi vererek konseri bitirdim. Yine de özellikle kendini verme konusunda yine bir o kadar başarılı olan Sn. İbrahim Yazıcı (Kendisiyle ilgili de birtakım spekülatif bilgilere haizim ama afişe etmek istemem :D ) ilgiyi mümkün olduğu kadar yüksek tuttu ve sürüklemeyi başardı.
Ben yine de alamadığım düşündüğüm her türlü keyfi gayet de cahiliğime yormaya devam ediyorum aslında. Belki de onlar da gerçekten mükemmel bir performans gösterdi ama ben anlayamayacak kadar cahildim. Bu da gayet yüksek bir ihtimal sonuçta... Ama gerçekten çok mutlu olarak döndüm her tarafım kültüğr kültüğr oldu valla.
Etiketler: beheyyy, hastasıyım, kültür, müzik


0 Comments:
Yorum Gönder
<< Home